Doğu Avrupa vs batı

Kimmerya / Özgür, gezgin ve 'barbar'

2020.08.21 15:32 karanotlar Kimmerya / Özgür, gezgin ve 'barbar'

Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan Kimmerler, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdi, efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Tarkan Tufan
Kimmerler, onları ‘Ga-mir’ veya ‘Gi-mir-a-a’ olarak adlandıran birçok Asur metninden dolayı bilinmektedir. Asur dilinde, bu isim “oraya buraya gidip-gelen insanlar” benzeri bir anlam ifade eder ve Kimmerlerin Hint-Avrupa dillerini anımsatan isimlerinin kökenine ilişkin daha fazla kayda rastlanmaz; öte yandan, yaşam biçimleri kusursuz biçimde anlatılmaktadır. Göçebe bir halk olan Kimmerler İskitlerle aynı alanları paylaşmaktaydı ve arkeolojik açısından İskitlerle neredeyse aynıydı; İskitlerin sonraları onları kendi ülkelerinden sürmüş olabileceği düşünülüyor.
Kimmerler, kimi akademisyenlere göre, hâlâ Kırım’ın bulunduğu güney Ukrayna’da yaşıyor olabilirler. Arkeologların bir kısmı ise, onları Prut nehri ve Aşağı Don (M.Ö. 900-650) bölgesi arasındaki ovalarda hayat bulan Novocerkassk kültürüyle aynı toplum olarak görmekte. Kimmerler yayları, kılıçları ve mızraklarıyla gömülüyordu. En değerli varlıkları inekleriydi ve sığırlarıyla ovalar arasında dolaşan göçebeler olarak bilinirler. Birçok göçebe toplulukta görüldüğü üzere, toplumsal yaşamda kadın-erkek arasında bir hiyerarşi kurmamışlardı; söz hakkı ve yaşamsal kararlar konusunda herkese doğal hakları teslim edilmişti. Bu duruma özellikle de savaşçı ve yağmacı bir halk olmasının neden olduğu düşünülüyor.
KİMMERYA
Kimmerya’nın yerli halkı, neredeyse gizemli bir tarihe sahiptir. Bu antik insanların (M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda hüküm sürmüşlerdi) varlığına yapılan ilk atıfları Asur metinlerinde görürüz. Asurlular ve bir erken-Ermeni imparatorluğu olan Urartu kaynaklarında “güçlü ve hareketli bir askeri tehlike” olarak tasvir edilmişler. M.Ö. 7. yüzyılda Asural Kralı Aşurbanipal, Kimmerlere olan düşmanlığını tabletlere yazmıştır. Kral, popülaritesi, düşmanlara uyguladığı zulüm ve Ninova’da (Gılgamış Efsanesi dahil) büyük bir kütüphane kurmasıyla tanınan bir kraldır.
Kimmerlerin kökenleri konusunda hiç kimse emin olamasa da Herodot’un onlar hakkında yazdığı bazı bilgilere ulaşmak mümkün. Önceleri göçebe bir halk olan Kimmerler muhtemelen bir süre sonra yerleşik hayata geçmişler ve Karadeniz’in kuzeyindeki bölgede yaşamaktaydılar. Kimmerler, nehirleri takip ederek Kafkaslar’dan güneye doğru indi ve Asur ve Urartu imparatorluklarının sınırlarına akınlar düzenlediler. Ancak doğudaki İskitler bir süre sonra Kimmerlerin topraklarına girip onları sürdü, bazılarını ise süreç içinde asimile ettiler.
Evrensel biçimde kabul görmese de İskitlerin yayılması sonrasında Kimmerlerin Avrupa’ya yönelen göç hareketleri, Kelt veya Germen topluluklarının atası olarak görülmelerine yol açmıştır.
İRAN TOPRAKLARINDAKİ İZLER
.
Kimmerlerin İran’daki varlığı, birçok bilim insanı açısından su götürmez bir gerçek. Tarihsel olarak saptanabilen Kimmer liderlerinin (Teuşpa, Ligdamis vs.) İran kökenli isimlerine bakmak, bu görüşe sağlam bir temel sunabilir. Diğer yandan, Kimmer tarihi hakkında yetkin bir uzman olan Askold Ivanchik, Kimmerleri gizemli bir insan topluluğu olarak görür.
Kimmerlerin Dinyeper ve Don nehirleri arasındaki asıl vatanlarını terk etmesinin sebepleri çeşitli olabilir. Belki Baltıkların ve Anglo-Saksonların batı Dinyeper alanlarından ilerlemeleri sebebiyle göç etmek zorunda kalmış olabilirler. Bunun dışında, bazı başka nedenler de söz konusu olabilir. Belki de bozkır alanlarda, iklim değişikliği nedeniyle bölgenin verimliliği yok olmuş olabilirdi.
GÖÇ YOLLARI
Böylece Orta Asya’daki İranlı göçmenlerin ilk dalgasının, modern Sarıkaolis, Pamir İranlıları (Şugnanlar, Bartanglar, Yazgulamlar vb.), Persler, Afganlar ve Sogdi (Yagnobi) toplumlarının ataları tarafından oluşturulduğunu varsayabiliriz; netice olarak, ortak İran topraklarında ve Dinyeper boyunca olan bölgelerde yerleşmiş olan İran kabileleriydiler. Bu yaşam alanlarının, bir zamanlar Avrupa’da kalan ve bir süreliğine tarihi Kimmerlerle paralel ilerleyen diğer İran kabileleri tarafından işgal edildiğini varsaymak mümkündür.
Bazı teorilerde, Kimmerlerin Orta Asya’dan Karadeniz bölgesine doğru ve daha genel anlamda “Avrasya’nın derinliklerinden” geldiği öne sürülmekte; ancak bu görüş de yoğun itirazlarla karşı karşıya. İranlıların atalarının anavatanlarının Avrupa’da bir bölge olması ve Kimmerlerin Orta Asya’ya göç ettikten sonra bu bölgeye geri dönmeleri çok uzun zaman alırdı.
Göçler süresince, Kimmerler, Azorov ve Karadeniz bozkırlarını yerle bir ettiler; Ukrayna ve Kuzey Kafkasya steplerindeyse kültürlerine ait birçok kalıntıyı arkalarında bıraktılar. Bir İran halkı olarak bilinen Zrubna kültürünün bazı Kimmer geleneklerini sürdürmüş olması da düşündürücüdür; ölü gömme ritüellerinde uygulanan bu gelenekler, Ukraynalı arkeologlar tarafından kalıntıları bulunan Kimmerlerin cenaze törenlerinde de benzer biçimde uygulanmıştı.
Bazı kaynaklarda, Bulgarların ve Kürtlerin aynı bölgede yaşadığı dönemde, bu toplumlarla Kimmerlerin etkileşime geçmiş olduğunu belirtir. Eski Kürt yerleşimlerinin adlarında bu etkileşimin izlerini görmek mümkündür. Kürt toplumlarının kendilerine verdiği “Kurmanc” ismi, Kimmerlerin “Hareketli, oradan oraya hızla hareket eden” anlamına gelen sözcüklerini andırmaktadır. Aynı dilsel benzerliğe, Vinnytsia Bölgesi’ndeki Zhmerinka kasabasının adında da rastlanır; bu bölgede Kürt yer adlarına oldukça sık rastlanır.
Dniester Dağı kıyısındaki bu yerlerde, Kürtçe yer isimlerinin yaygın olduğu tespiet edilmiştir. Niçlavya’nın sağ kıyısında, Mikhalkiv Ternopil köyünde, 1878 ve 1897 yıllarında iki ayrı altın gömüsü bulunmuştur. İncelemeler, bulguları M.Ö. 6. yüz yıla tarihlendirmekte. Yine de Rus ve Ukraynalı bilim insanlarının bir kısmı bu görüşe katılmamakta. Tarihsel açıdan bilindiği kadarıyla, İran’daki Stepion bölgesinde yaşayan Kimmer ve İskit toplumlarının, Kürt uygarlığı olan Medya İmparatorluğu’nun Babil’e karşı yaptığı savaşta Kürtleri desteklediği, yaşanan yenilginin ardındansa yaşadıkları bölgeyi terk etmek zorunda kaldıkları yönünde bilgiler içeriyor. Lydia yenilgisinden sonra, Kimmerler ve İskitler, yaşadıkları bölgelerden ayrılarak Kuzey Pontik Bölgesi’ne göçmek zorunda kaldılar. Yapılan barış anlaşması şartlarına göre, artık Anadolu’da onlara yer yoktu.
Bununla birlikte, Kürtlerin ve Kimmerlerin çoğunluğu günümüz Polonya topraklarındaki Podolya’ya yerleşti. Batı Podolya bölgesinin ve Kürt yerleşim yerlerinin yerleşim alanlarının kısmen uyumlu olması, bu alanların Kürtler tarafından işgal edildiğini, yani bölgedeki nüfusun bir kısmının önceki yerleşimlerde kaldığını düşündürüyor. Daha sonra Kürtlerin bu kısmı Orta Avrupa’ya taşınmıştı. Bu durum, iki halkın belli tarihsel dönemlerde aynı alanlarda, bir arada yaşadıklarını gösteriyor.
TARİHSEL KAYITLAR
M.Ö. 9. yüzyılda yazan Homeros, Kimmerlerin varlığını kayıt altına almıştı. Sonraki yıllardaki birçok klasik yazar da M.Ö. beşinci yüzyılda yazan Herodot dahil olmak üzere, onlardan bahsetmişti; ancak Kimmerlerin kökeni oldukça karmaşık bir konu. Kökenleri açısından, genellikle Kuzey Kafkasların Koban kültürüne ve daha sonra Ukrayna’nın ve Rusya’nın güneyindeki Çernogorovka ve Novoçerkassk kültürlerine bağlanırlar. Orta Doğu’daki yerleşmiş uygarlıkları, güçlü şehir devletlerini yenme yetenekleri ile M.Ö. dokuzuncu ve sekizinci yüzyıllardaki tarihi evrede isimlerini duyurdular. Tam anlamıyla yenilene dek yeni toprakları fethedip yağmaladılar.
Kimmerler, Anadolu’da ortaya çıkmadan önce herhangi bir yerdeki varlıkları pek bilinmese de genellikle Pontik-Hazar steplerinde (Karadeniz’in ve Hazar Denizi’nin step alanındaki topraklarda) yaşadıkları düşünülür.
Tarihsel kayıtlarında Herodot, Karadeniz’in kuzeyinde yaşadığını belirttiği halkların çok net bir perspektifini sunar ve ayrıca Kimmerleri Pontus steplerinde resmeder. M.Ö. 6. yüzyıldan sonra Göktürklerin gelişinden sonra, Türkî kabilelerin Pontik-Hazar bozkırlarına yayılmasıyla, “Kırım” isminin temelleri de atılmış oldu. Bu bölgenin Kimmer vatanının merkezi olup olmadığı şüpheli olsa bile, muhtemelen nüfuz alanları içinde kalıyordu.
Kimmerler, en azından bazı eski Yunan kaynaklarına dayanan Keltler ve Trakyalılar ile de bağlantılıdır. Veriler, Kimmerlerin Karadeniz’in batı sahillerinin büyük bir kesiminde Trakyalılarla ilişkiye girdikleri ve nihayetinde (son yenilgi ve parçalanmalarından sonra) birleştikleri yönündedir. Carl Ferdinand ve Friedrich Lehmann-Haupt, Kimmerlerin dilinin Trak ve İran arasında “eksik bir bağlantı” olabileceğini belirtirler. Dillerin her ikisi de Hint-Avrupa kökenliydi, bu nedenle diller arasında bazı temel benzerlikler vardı.
Antik Yunan kentlerini yıkıp yakan bu uygarlık, Anadolu’daki tüm krallıklar için küçük çaplı felaket görünümünde, yaklaşık iki yüz yıl boyunca büyük bir yıkım yaratmıştı. Kuzeydoğu Anadolu’da ve Hazar bölgesinde İskit akınları nedeniyle zayıflamalarının ardından, M.Ö. 6. yüzyılda Lydia Kralı Alyattes Kimmerleri büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu büyük çöküşün ardından Kimmerler tarihteki yerlerini yitirdiler ve kendileri hakkındaki efsaneler ve hikayeler de sona ermiş oldu.
Kaynaklar:
http://www.livius.org/articles/people/cimmerians/
Cimmeria: Land of Mist and Myth
http://www.v-stetsyuk.name/en/Scythian/Cimmer.html
http://asiaminor.ehw.gForms/fLemmaBody.aspx?lemmaId=8885
http://britam.org/cimmerians-scythians.html
http://www.iranicaonline.org/articles/cimmerians-nomads
https://www.gazeteduvar.com.tdunya-forum/2018/01/28/dunya-forum-kimmerya-ozgur-gezgin-ve-barba
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.03.11 00:50 karanotlar Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası

Rıza Çolpan

Sevgili okuyucu kardeşler, ben zaman zaman bir siyaset yorumcusu olmadığımı, bu işi yüzlerce ve binlerce siyaset bilimcisinin, gazetelerde namlı köşe yazarların yaptığını söylüyorum, ki benim bu konudaki bir gerçeğim. Yani ben dünyada ve ülkem Kürdistan’ın dört parçasında gelişen, gerek siyasi ve gerekse diğer konuları yakından takip eden kişi değilim. Ayrıca hem ülkemden on sekiz bin kilometre uzaktayım ve hem de olayları bilimsel açıdan yorumlama düzeyinde biri değilim. Ben genellikle gördüğüm, duyduğum ve kitaplarda okuduğum bazı konuların doğru ve yanlışlarının üzerinde duruyor, onlardan bahsediyor, sonra da görüş ve kanaatımı beyaz kâğıt üzerine dökerek karalıyorum. Bu yazımda ise, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” ile ilgili hem görüşümü ve hem de üzerinde yaşadığımız, Saat’te 108 bin kilometre hızla dönen dünyamızın üzerinde yaşayan bütün canlı varlıklar içinde biz, düşünen, konuşan ve iki ayak üstünde gezen, kafatası içindeki beynimizin emirleriyle ellerimizle mevcut dünyamızdaki her türlü araç ve gereçleri yapmamıza rağmen, bir türlü gerçek birer insan olmadığımız, gerçek insani duyguya sahip olan her kişi bunu üzülerek görüyor ve biliyor.
Değerli dostlar, günümüzdeki bilim insanları, üstünde yaşadığımız bu dünyanın güneşten bir ateş parçası olarak kopup geldiğini, gelirken de önce hava boşluğunda sağa, sola yalpalandığını ve daha sonra yukarıda arz ettiğim gibi Saat’te 108 bin kilometre hızla dönmeye başladığını, sonra sönen ateş değişime uğrayarak toprak ve suya dönüştüğünü ve ilk önce sularda balık, ardından da kara toprak üstünde dört çeşit canlı, bitki türü türemeye başladığını söylüyorlar. Bu dört çeşit canlı varlık içinde insan, -ki Darvin’in teorisine göre bir çeşit maymundan evrimleşerek iki ayak üstünde duran bizler- dört ayaklı hayvanlar, kanatlı, iki ayaklı uçan kuşlar ve yine hayvanlar kategorisinde bulunan sürüngenler. Evet, işin ilginç tarafı, bu canlı varlıkların kimin tarafından yaratıldığı bilinmediği gibi, bu canlılar hep birbirlerini yiyerek yaşarlar. Hayvanların bir çeşidi ot ve çeşitli bitkileri yiyerek yaşar, diğer bir kısmı da birbirini yiyerek yaşarlar. Örneğin kurt, aslan, kaplan, ayı, tilki, çakal vs vs. Kuşlar ise, onların da bir kısmı kendi türü kategorisinde bulunan, örneğin kartalın tavuk, serçe, keklik ve benzerlerini yemeleri, kedilerin ise fare gibi benzeri küçük hayvancıkları yemeleri, yine vs. vs.
Peki biz insanlar, ilk dünya yüzüne ve iki ayak üstüne kalkıp yürümeye başladığımız zaman, acaba ne yedik ve nasıl bir yaşamı sürdürdük? İlk anamız, babamız nasıldı? Nasıl bebeklikten çıkıp koca adam olduk? Kanaatimce bunun doğru bir cevabı yok, söylenilen şeyler hep tahmin diye düşünüyorum. Çünkü milyarlarca yıl öncesi, bu günkü insan, bilim ve modern teknoloji, koca dünya herkesin cebine girmemiş ve yoktu. Bilim dünyası ilk insanların, kafatasları içindeki beynin, bugünkü insan beyni gibi olmasına rağmen, beynini çalıştırarak, konuşup sözcükler üretmedi diyorlar. Yani ilk insanlar başlangıçta çeşitli işaretlerle, homurdanarak birbirlerini anlamaya çalışmış ve yaşamlarını birlikte sürdürmek için de kendilerinden güçsüz hayvanları ve çeşitli otları yiyerek, guruplar halinde dağların mağaralarında, kalın ağaçların kovuklarında yaşamış, vurdukları hayvanların hem etlerini çiğ-çiğ yiyerek, derilerini de kendilerine elbise yaparak, sıcaktan ve soğuktan korunmaya çalışmışlar. Yani bu yaşam biçimini kimi bilim insanları bundan 500 bin yıl önce yaşamış olan ve Pekin adamı denen ilkel insan ateşi bilinçli olarak kullanan ilk kişi olarak söylemelerine karşın, ancak daha sonra, yani 1981 yılında Kenya’da ve 1988’de de Güney Afrika’da bulunan kanıtlar hominid denen ilkel insanların bundan 1,42 milyon yıl önce ateşi kontrollü olarak kullandıklarını söylüyorlar. Yani ateşin buluşundan çok önceki zaman dilimi içinde insan yaşamı böyle imiş deniliyor. Daha sonra insanoğlu evrimleşerek, sesiyle sözcükler üretmiş, belirli hayvanları evcilleştirmiş, yaşayıp yemesi için arpa, buğday, mercimek ve darı ekmiş, el ve su ile dönen değirmen taşlarını yaparak adı geçen tahılları öğüterek ekmek yapıp çeşitli meyve ve sebzeyi bulup yemiş ve gördüğü her canlı ve cansıza da bir isim vermiş. Tabii bu ilk sesiyle sözcükler üreten dört çeşit insan renginden hangisi olduğunu hiç kimse bilemez. Ama Türk’e sorarsanız, hiç şüphesiz size “İlk dili ve konuşmayı yaratan, arpa, buğday, mercimeği eken ve her türlü tahılı bulup öğüten, ekmek yapıp yiyen, Orta Asyalı Türk atalarımızdır” diyeceklerdir. Çünkü dünya güneşten koptuğuna göre, bunun açık ifadesi de “Güneş Dil Teorisindeki gerçektir” demeyi de unutmayacaklar.
Evet sevgili okuyucu kardeşler, insanoğlu kaç yüz bin ve kaç milyon, milyar yıl ilkel olarak yaşamış, ne zaman kendinden güçlü gördüğü her şeyi kendine Tanrı olarak saymış ve tarihin hangi döneminde ilk kendini güçlü ve yırtıcı vahşi hayvanlardan korumak için, Kürdçesi “Xırç” Türkçesi ise ağaçtan başı sivri “Şiş” î yapmış, bunu da bilmiyoruz. Yalnız bildiğimiz şey, dilin sözcükler üretmesinden sonra, olanlar ve olaylar nesilden nesile aktarılarak söylenmiş ve ezenle ezilenin tarihi başlamış. Önce fizikken güçlü, zekâca İblis olan kişiler, fizikken kendinden güçsüz ve zekâca dürüst, her şeyin paylaşımından yana olanların hem ürettiklerini ellerinden almış ve hem de kendine kul, köle yapmışlar. Yani istediği zaman ya bir hayvan gibi satar ya da kızdığı zaman onu öldürmeyi bir görev sayarmış. Tabii bu köleci toplum yapısı kaç yüz bin yıl sürmüş, onu da tam ve net olarak bilmiyoruz. Bildiğimiz şey, köleci toplumdan, feodal topluma, feodal toplumdan da bugünkü kapitalist topluma geçişimiz ve insanlık tarihinin yazılması da Yunanlı Herodot’tan başladığını biliyoruz. Tabii Herodot ezilen bir Yunanlı değildi. O’da ezen sınıfın bir okumuşu idi. Yani tarihi ne kadar doğru yazmış bu tartışmalıdır. Ya dinler ve dinler tarihini kim ve kimler yazmış? İnsanoğlu kendi insanlık tarihi içinde Tanrı’yı nasıl yarattı? Bu soruya idealist felsefe, bütün evreni, yeri, göğü, bütün canlı ve cansız varlıkları yaratanın “Tanrı” olduğunu söyler, fakat o Tanrı’nın nasıl bir varlık olduğunu bilmez ve onun varlık resmini kimseye gösterme lütfunda bulunamaz. Dini yaratanlar, Tanrı’nın insanoğlunun iki türünü, yani kadın ve erkeği çamurdan yaratmış, erkeğine “Adem” dişisine de “Havva” ismini vermiş ve bugünkü dünyamızda yaşayan dört ayrı renkten oluşan ve maddeleri bir olan, bütün insanların “İlk anne ve babaları olduğunu” söylerler, nedense Tanrı’nın çamurdan yaptığı bu iki insandan dört ayrı renkli insanın nasıl türediğini, konuşan, bilen, gözleriyle bu çamurdan yapılan Adem ve Havva’yı kim ve kimlerin gördüğünü de kesinlikle söylemezler. Ayrıca bu Adem ve Havva hikâyesinin bilim dünyasındaki tarihi altı bin yılı geçmez. Oysaki insanlık tarihinin rakamı, milyarları aşar.
Neyse bu konuyu daha fazla uzatmadan, başlıktaki “Bir Türlü İnsanlaşamayan İnsanlık Dünyası” meselesine geleyim. Yukarıda bilebildiğim kadarıyla insanlık tarihinin kısa bir hikâyesini anlattım. Yani ilkellikten çıkmış, gerçek insan olmaya doğru adım atmış atalarımız, ilk önce kendilerini vahşi hayvanlardan korumak için ağaçtan ucu sivri şiş yapmışlar, ne yazık ki bu şiş süreç içinde, bu kez insanı öldüren bir silah olmuş. Yani o eski atalarımız bu yeni silah ile birbirlerini öldürmeye başlamışlar. Daha sonra ok ile yayı icat etmişler. Yani karşılıklı dövüş değil, uzaktan birbirlerini sivri uçlu okla öldürmüş, mal ve mülklerini de talan etmiş, kalan genç sağları da kendilerine kul, köle yapmışlar. Bu da yetmemiş, gelişen beyin bu kez de demirden ucu sivri keskin hançer, kılıç ve kalkan yapmış, insanlar vahşicesine birbirlerini keskin hançer ve zırhlı kılıçlarla öldürmüş. Yine bu da yetmemiş insanoğlu barutlu –barutu bulan Çin- tüfeği icat etmiş, bu sefer bu lanetli silah ile birbirlerini öldürmüş. Daha sonra top, tank, ağır makinalı otomatik koca tüfek, havada savaş uçakları, denizlerde savaş gemileri, atom ve hidrojen. Atomu Hiroşima’da denedi Amerika’daki zalim egemen, İngilizler.
Evet bu akla sahip olan, dünyamızdaki bütün icatların mimari ve ustası olan insanoğlu ne yazık ki bir türlü gerçek insan olamamıştır. Hiçbir vahşi hayvanın yapmadığını, akıl ve zekâ sahibi olan insanoğlu kendi türüne yapmaktadır. Hiçbir hayvan türü, kendi türünü öldürmez ve etini yemez. Ama korkunç zekâ ve akla sahip olan insan, kendi türünü öldürmek, onun tüm varlığına sahip olmak ister. Sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Oysa her insanoğlu, günün birinde kendisinin de öleceğini bildiği halde “Belirli bir zaman dilimi içinde yaşamak varken, neden birbirimizi öldürelim” demiyorlar ve ne yazık ki bu vahşet ezenle ezilenin başlangıç gününden günümüze devam etmektedir. Akad denilen Sami ırkı Kuzey Afrika’dan Mezopotamya’ya gelişlerinde, onlardan önce o coğrafyada yaşamış insanları kılıçtan geçirip o kutsal toprakları kan gölü haline getirip, tarihin onlardan başladığını bildiğimiz Sümerleri tarihten sildiler. Mısır’da ise zalim Firavunlar Afrika kıtasındaki siyah zencilerin ve diğer mazlum halkların gücüyle piramitler inşa etti, insan kanı orada Nil olup aktı. Daha sonra Elamlar, Babil, Asur, Luvi, Mitanî, Hitit, Medya, Urarto, Pers, Sasani, Safevi, Doğu ve Batı Roma İmparatorluklar. İskender’in canavarcasına Batı’dan Doğu ve Afrika’ya Mısır seferleri, öldürülen yüzbinlerce kendi türünden insanlar. Ardından yine Avrupa’da zalim Roma İmparatorları, Doklar, Kontlar, Krallar, Deli Neronlar, Lovi ve Napolyonlar, Arap yarımadasında çıkan Semavi dinleri yaratan, insanlık dünyasının arasına nifak sokan sözümona Muhammed Peygamber ve Halifeleri -Zerdeşt ve İsa hariç- ve 36 zalim kardeş, bava katilleri ve milyonlarca masum insanların kanını akıtan Osmanlı Padişahları ve 214 devşirme, kan dökücü Sadrazamları. Ve 1923’te o zalim kurumun kalıntıları üzerine kurulan yeni zalim Türk’ün TC devleti ve kurucusu, cinsi, cibilliyeti beli olmayan bêbav Mustafa Kemal ve onun Avrupa’daki fikir arkadaşı, dostu Hitlerin zalimce vahşeti ve birbirlerini vahşicesine öldüren o kıtanın insan sıfatındaki insanlar. Ya uzun tarihi süreç içinde, Dünya’nın doğusunda gelişen zalimlikler?
Moğol Türk’ün ve Mançuraların Çin halkına yaptıkları vahşet ve bugün o vahşeti simgeleyen koca Çin Seddi. Yıllar önce doruk noktasına çıkarken durup ağladım ve insanlığımdan utandım. Ya 1071’de bu kez de ülkeme gelen yine o barbar zalim Moğol Türklerin Han ve Başbuğları?
Bin yıldır o koca coğrafyayı kan gölüne çevirdiler. Onlar, Sasani ve Safeviler, Rus Çarları, Amerika’ya giden İngiliz ve İspanyolların orada döktükleri insan kanı. Üstünde yaşadığım Avustralya kıtasına 1788 yılında gelen İngilizlerin buradaki yerli halk Aborıcilere yaptıkları vahşet ve zulüm. Yine cennet ülkemi işgal eden, yüzbinlerce Kürd, bacı ve kardeşlerimi vahşicesine öldüren, dünün bêbav Mustafa Kemal’ı, Şah Rıza Pehlevi ve Humeyni, Hafız Esad, Saddam Hüseyin, Kenan Evren ve bugün de Gürcü Recep Tayyip Erdoğan, kendi türünden yüzbinlerce insanı öldürmekten zevk duyan bir kan emicisi vampir. İşte ben, bu insanlaşamayan insanların sıfatını taşıdığımdan dolayı utanıyor ve insan olduğuma bin lanet okuyor, “Keşke insan olarak dünyaya gelmeseydim” diyorum. İnsanın, insanı öldürmediği, dünyamızdaki bütün yaşamsal ürünlerini kendi aralarında kardeşçe paylaşan, kavga ve savaşların bir insanlık ayıbı olduğu bilincinin egemen olduğu bir dünya dileğiyle, derken bir dörtlükle de yazıya son vermek istiyorum

İnsan bir türlü insan olmadı
Sıfatı insan, duygular barbar
İslâm dünyası, Türk, Arap, Fars’ı
Olmuşlar vampir, aç kurt, canavar.


Hoşça kalın.

http://navkurd.net/2020/02/12700/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.10.09 20:36 spaghetti846 Batılılardaki Terörist Kürt Seviciliğinin Nedeni

Merhaba aslında bu girdiyi İngilizce yazacaktım ancak birazdan anlatacağım nedenlerden dolayı Türkçe yazmaya karar verdim.
Şimdi Reddit'de ki pek çok Sub'da yoğun bir Türk karşıtlığı olduğunu gözlemlemişsinizdir. Pek çoğunuz Sözde Ermeni Soykırımı ve Türkiye'nin terörle olan mücadelesi gibi konularda Türkiye'nin sözde stratejik müttefikliğini yürüten bu ülke vatandaşlarının bile Türkiye karşısında konum aldığını görüyor ve bundan haklı olarak şikayet ediyorsunuz. Bu insanlar pek çok yalan dolan argümanı savunuyorlar. Neticede bu konularda biz %100 olarak haklı olmamıza rağmen bize karşılar, peki ama neden?
Elbette bu bir tesadüf değil ancak mesele yalnızca bu kişilerin politik görüşleri ve Türklere olan tarihi nefretleriyle açıklanabilecek kadar basit değil. Esas neden şu ki bugün terör sempatizanı Kürtlerin ve Ermenilerin gönüllü ya da "örgütlü" olarak Avrupa ve ABD'de yoğun bir propaganda çalışmaları var, bu propaganda hem lobi faliyetleri olarak hem de internet üzerinden paylaşımlarla yürütülüyor ki benim bahsetmek istediğim konu işin internet üzerinden yürütülen kısmı.
Bu durum sadece bugüne has bir şey değil, bu internet ortamında adını bilip bilmediğimiz pek çok sitede yıllardır yapılıyor. Benim yıllardır karşılaştığım bu kişilerle ilgili çıkardığım belli bir profil var, az buçuk nasıl çalıştıklarını anladıklarını düşünüyorum onu da sizlerle paylaşmak istedim.
Birincisi bu propagandayı yürüten sempatizanların büyük çoğunluğu Türkiye'de yaşamıyor, bunların geneli zamanında 70'lerde Avrupa'ya göç eden ve Fransa'da Almanya'da Amerika'da yaşayan terör sempatizanı Kürt ailelerin çocukları.
En az bir yabancı dil bilmekle birlikte batıyı "sözde" çok iyi tanıyan kişiler. Batı'nın (eşcinsellik, humanizm, sekülerizm ve bireyselcilik) gibi toplumsal yumuşak karınlarını iyi biliyorlar ve genelde bu propagandaların dayanak noktalarını da buraların üstüne inşa ediyorlar. Bu yüzden etkililer.
Örnek verecek olursak pek çoğunuzun da bildiği üzere zamanında batıda YPG sempatisi oluşturmak için, YPG'de savaşan kadın teröristleri " bizde kadın erkek her koşulda eşittir hatta birlikte savaşırlar" diyerek kendilerini orta doğu kültüründen sıyrılmış uygar bir toplum olarak yansıtmayı başarmışlardı. Türkiye'de çocuk gelinin, tecavüzün, kadına şiddetin, töre cinayetinin Kürtler arasında yaygın bir gelenek olduğunu bilmeyen batılı ise bu safsataya inandı haliyle.
Bununla birlikte sizin yabancı sandığınız çoğu kişi ve yorum sahipleri de aslında yine yabancı kılığına girmiş terör sempatizanı Kürtlerden oluşuyor. Bunların sayısının ne kadar fazla olduğuna inanamazsınız. Bunlar haber siteleri ve forumlarda sizlerle sanki bir Almanmış ya da İsveçliymiş gibi konuşup sizinle tartışabiliyorlar ki asıl amacı diğer insanlara oynamak. Belki bu ülkelerde yaşayan bir Kürt ancak bundan hiç bahsetmiyor. Sizle normal bir Almanmış gibi konuşarak Türkiyeye faşist, katliamcı , soykırımcı vs gibi ithamlarda bulunuyor ve sizinle tartışıyor. Olurda onların önüne sağlam kanıtlar koyarsanız bu sefer aptala yatıp anlamamazlıktan geliyorlar. En nihayetinde önüne geçilemez bir argümanla karşılaşırlarsa da yazdığı yorumu silip kaçıveriyor ya da sizi banlıyor. Bunu kaç kere yaşadığımı tahmin bile edemezsiniz.
Son olarak şunu söylemek istiyorum ki bunların yaptıkları propagandalar aslında sadece yazıyla ve meme'lerden ibaret değil. Uzun uzun üzerinde uğraşılmış kaliteli illüstrasyonlarla , montajlanmış ve sağlam bir şekilde kurgulanmış videolarla propagandalarını tüm sosyal medyada yürütüyorlar. Bütün bu profesyonel diye nitelendirebileceğimiz işlerin, az buçuk dijital işlerle uğraşan birisi olarak tek başına ya da bir iki kişiyle boş vakitlerde yapmanın imkanı yok. Profesyonel ve ekip işi olduğu çok açık.
Belki internet sitelerinde yorum yazmak ya da twitterda illüstrasyon ve video paylaşmak sizin için çok da bir şey ifade etmiyor olabilir ama gerçekde bunlar çok daha etkili yöntemler. Siz belki kızıyorsunuz Aktrollere ancak bu Aktrol denilen olay yalnızca bize özgü bir şey değil. Dünyadaki çoğu örgüt ve belli belirsiz bir çok ülkenin kendine ait "Ak Trolleri" mevcut. İsrail'in yalnızca Wikipedia editlemekle görevli bir ekibi var mesela. Bu yüzden batılı camianın ve internet kullanıcılarının beyinlerinin bu kadar yıkanmış olması aslında bir tesadüf ve cahil olmalarından değil yıllar boyunca nitelikli bir propagandaya maruz kalmalarındandır.
Bence bunlarla tartışmayın ve bunlara sinirlenmeyin. Neticede siz ya da biz tek başımıza örgütlü bir çalışmanın üstesinden gelemeyiz, bu sorun ile ilgili ben bir kaç ay sonra ciddi bir şekilde bir oluşum kurmayı düşünüyorum o zaman belki yardımlarınızı isteyebilirim ancak. Şöyle illustrator phtoshop , after effects gibi programlardan anlayan yetenekli bir kaç kişi bir araya gelirsek, terör sempatizanı kürdolardan çok daha etkili bir iş yapacağımızı ve gerçekleri insanlara anlatabileceğimizi düşünüyorum.
submitted by spaghetti846 to Turkey [link] [comments]